Bizden Size

Her medeniyet, kendi insan tipini vücuda getirir. Altı asra yaklaşan ömrüyle Osmanlı İmparatorluğu da kendi dünya görüşüne ve hayat prensiplerine uygun insan tipini oluşturmuştur. Ve hiç şüphesiz, Osmanlı insanının hayatın her alanında sergilediği temel yaklaşımların en net biçimde billurlaştığı yer de Payitaht, Âsitâne, Dersaâdet İstanbul olmuştur. Kıymetli okurlarımız, birçok siyasî, sosyal veya fikrî konu varken “Osmanlı’da eğlence kültürü” temalı bir dosyayla karşılarına çıkmış olmamızı garipseyebilir. Oysa “Osmanlı insanı nasıl eğlenirdi?” veya “Payitahtta yaz mevsimleri nasıl geçerdi?” sorularını cevaplamaya giriştiğinizde, karşınıza Osmanlı insanının dünya görüşünü, hassasiyet ve önceliklerini bütün çıplaklığıyla gösteren, çok renkli ve katmanlı sahneler çıkar. Hatta kendinizi birden modern...

Aşkın Ateşinde Bestelenen Ömür, Şiire Bürünmüş Bir İntizar

Türk musikisinin büyük bestekârlarından Yesâri Âsım Arsoy’un hayatı, yalnızca unutulmaz eserlerin değil, yarım asrı aşan bir aşkın da hikâyesidir. Rumeli’den Anadolu’ya uzanan göçlerle şekillenen hayatında musikiye, şiire ve aşka tutunan Arsoy; Suzan Hanım’a duyduğu derin sevdayı bestelerinde ölümsüzleştirmiştir. “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır” gibi klasikleşen eserlerin ardında, sabırla beklenen ve yıllarca sadakatle yaşatılan emsalsiz bir aşk yatmaktadır.

1857 Ayaklanması Sonrasında Sömürge Yönetiminin Yeni Yol Haritası

Hindistan tarihine dair her konunun yolu mutlaka 1857 Hint Ayaklanması’yla kesişir. Zira bölgenin siyasî, ekonomik, toplumsal, dinî ve kültürel tarihini konu alan araştırmaların kahir ekseriyetinde bu hadise, sonraki gelişmelerin anlaşılmasını sağlayan bir kırılma noktası hükmündedir. Peki, Hindistan’ı sömürgeleştiren İngilizler bu ayaklanmayı nasıl değerlendirdiler? Kendilerince ne dersler çıkardılar, tekrarlanmaması için ne tür tedbirler aldılar? Bu tedbirler başta Müslümanlar olmak üzere bölge halklarını hangi yönde etkiledi?

Renklerin Dile Geldiği Ülke: Fas

Fas; kızıl şehirleri, labirenti andıran medinaları, okyanus kıyısındaki modern kentleri ve asırlık kültürel mirasıyla ziyaretçilerini zamanın ötesine taşıyan büyüleyici bir coğrafya. Merâkeş’in renkli meydanlarından Fes’in tarih kokan sokaklarına, Rabat’ın zarafetinden Kazablanka’nın modern siluetine uzanan bu yolculuk, her adımda farklı bir hikâye sunuyor. Baharat kokuları, çini süslemeleri ve Mağrib mimarisinin emsalsiz örnekleri arasında dolaşırken Fas’ın yalnızca bir ülke değil, başlı başına bir duygu ve keşif tecrübesi olduğu anlaşılıyor. Renklerin, seslerin ve hatıraların iç içe geçtiği bu topraklardan hafızaya süzülenler…  

Bizden Size

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından sadece ortaya irili-ufaklı bir sürü yeni devlet çıkmadı; aynı zamanda Balkanlardan Asya’ya, pek çok halk da yetim kaldı. Osmanlı, üstlerindeki bir himaye kalkanı, bela sağanağına karşı paratoner, şefkatli bir ana kucağı ve kudretli bir babaydı. Coğrafyamıza üşüşen sırtlanlar, Osmanlı düzenini tamamen ortadan kaldırmak ve asırlar süren huzuru berhava etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bu çerçevede, Ortadoğu coğrafyasında Irak adlı yeni ve suni bir devletin kuruluşu, çarpık neticeleri bugün hâlâ yaşanan nice problemin doğuşuna zemin hazırladı. Sünnîlerin, Şiîlerin, Arapların, Türkmenlerin, Kürtlerin ve diğer dinî ve etnik azınlıkların, hiçbir ortak payda ve değer olmaksızın, birlikte yaşamaya...

Kaymakam Sait Bey Çeşmesi

Bir cihan devletinin doğduğu kadim bir coğrafya olan Bilecik’in kalbinde yer alan Söğüt’te yükselen Kaymakam Sait Bey Çeşmesi, yalnızca bir su yapısı değil; geçmişin estetik zevkini ve dönemin ruhunu bugüne taşıyan zarif bir hafıza unsurudur. Neo-klasik üslubu, çini bezemeleri ve kitabeleriyle hem mimari hem manevi bir derinlik sunar. Söğüt ise bu eserle birlikte, Osmanlı’nın kuruluş hatırasını günümüze taşıyan canlı bir tarih sahnesi olmayı sürdürür.

Manastır’ın Gözdesi: İshak Bey Camii

Evliya Çelebi’nin “şehrin en güzeli” diye vasıflandırdığı İshak Çelebi Camii, 1506 yılında Manastır şehrini ikiye ayıran Drahor nehrinin kuzey kıyısında, aynı isimli külliyenin bir parçası olarak inşa edildi. Heybetli görüntüsü ve yüksek minaresiyle külliyeden geriye kalabilen tek yapı olan cami, birçok inşa ve restorasyon faaliyeti sayesinde ayakta kalabilmiştir.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ulemânın, Aydınların ve Tarihçilerin Yeniçeriye Bakışı

Sultan II. Mahmud tarafından 17 Haziran 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın resmen kapatılması çeşitli tartışmalara kapı aralamıştır. Tanzimat’tan günümüze hem “Vaka-i Hayriye” olarak anılan bu hadise hem de yeniçeriler üzerine ulemâ, aydın ve tarihçiler tarafından üretilen zengin bir literatür mevcuttur. Osmanlı’nın son asırlarını genellikle “ıslahat ve irtica” döngüsü içinde ele alan bu literatür içinde yeniçerilere biçilen rol; zalimden mazluma, zorbadan özgürlükçüye, sivil toplum aktivistinden mafya bozuntusuna kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.

Bizden Siz

Osmanlı güneşinin artık gurûba doğru meyletmeye başladığı ve geniş bir coğrafyanın her köşesinde çözülme alametlerinin belirdiği o zor zamanlarda, bugün bile hâlâ isimleri canlı biçimde anılan bazı mühim şahsiyetler yetişmiştir. Bunu hem Osmanlı toprağının mümbitliğiyle hem de mezkûr zevatın kendi kabiliyetleriyle izah etmek mümkündür. Onlardan biri, hiç şüphesiz ki Ahmet Cevdet Paşa’dır (1823-1895). Bulgaristan’ın Lofça kasabasında, Kırklareli’nden Prut Savaşı’na (1711) katılmak üzere ayrılan, sonrasında da Lofça’ya yerleşerek orada kalan Yularkıran Ahmed Ağa’nın torunu olarak doğan Ahmed Cevdet Paşa, ilmî çalışmalarının yanı sıra bürokrasi ve siyaset basamaklarını da hızlı bir şekilde tırmanan, bereketli ömrüne çok fazla vazife ve makam sığdıran, tüm...

Seyyid Ahmed Han’ın Gözünden Kolonyal Sadakatin Gölgesinde 1857 Hint Ayaklanması

1857 Hint Ayaklanması, modern Hindistan’ı anlamak isteyenler için göz ardı edilmemesi gereken bir hadisedir. Bu büyük kırılmayı “içeriden” okumamıza imkân tanıyan metinlerden biri de İslâm modernizminin kurucularından kabul edilen Seyyid Ahmed Han’ın Esbâb-ı Beġavât-ı Hind adlı risalesidir. Risalesinde bizzat şahitliklerini aktaran Ahmed Han’ın ayaklanma hakkında tarafsız bir değerlendirme sunduğunu söyleyemeyiz. Hatta kendisinin İngiliz idaresine duyduğu sadakatin yorumlarına sirayet ettiği aşikârdır.