İran-Irak Savaşı, 22 Eylül 1980 günü Irak ordusunun İran topraklarını işgal etmesiyle başlamış, 20 Ağustos 1988’deki ateşkese kadar tam 8 yıl sürmüştü. Yaklaşık 1 milyon insanın ölümüne veya yaralanmasına yol açan savaş, sadece iki ülkeye değil, Ortadoğu’nun tamamına yıkımdan ve insanî trajedilerden başka bir şey getirmedi. Kazanan ise yine uluslararası sistem ve silah tüccarları oldu. İran-Irak Savaşı, aynı zamanda bir propaganda savaşıydı. Bu dönemde ortaya konan en dikkat çekici propaganda ürünlerinden biri, Irak lideri Saddam Hüseyin’in bizzat finanse ettiği “El-Kâdisiyye” adlı filmdi. Mısırlı ünlü yönetmen Salâh Ebû Seyf’in elinden çıkan 145 dakikalık usta işi filmde, dönemin Mısırlı ve Iraklı kalbur...
Prizren’in iktisadî ve içtimaî hayatına yön veren Akdere, şehre tarihî bir ruh katmaktadır. Edebiyattan festival geleneklerine kadar farklı kültürleri ortak bir paydada buluşturan nehir, estetik taş mimarisi ve çevresindeki tarihî yapılarıyla Prizren’in simgesidir. Bugün Akdere, geçmişin sevinç ve hüzünlerine tanıklık eden, Prizren’in hafızası konumunda canlı bir tarihtir.
1825’te yazdığı Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler adlı aforizmalarla dolu Fransızca eserinde “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyen Anthelme Brillat-Savarin, kimliğin inşa, ifade ve tasnifi sürecinde yemek kültürünün ne denli önemli olduğunu fark etmişti. Çağdaş kültürel antropologlardan tutun da tarihçilere dek tüm sosyal bilimciler kimlik ile yemek arasındaki ilişkiyi önemsemektedirler. Bizimle benzer gıdaları tüketenleri güvenilir ve uygar bulurken farklı şeyler yiyenlere kuşku ile bakarız. Bu kuşku “yamyamlar” söz konusu olduğunda onların insan sıfatını sorgulamaya dek gider.
Hem Ahmed Midhat Efendi’nin hem de Fatma Aliye Hanım’ın modern felsefe ve modern bilimle, ulûm ve fünûnla güçlü fakat yeterli derinlikte olmayan irtibatlarının üst çerçevesinin, Avrupa fikri ve Müslümanların-Osmanlıların buna karşı nasıl konumlanacakları sorusu ile alakalı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Burada hem birbirini dengeleyen ve fahiş sapmalardan koruyan hem de zayıflatan ve derinliksiz kılan iki hâkim düşünce çizgisi hareket hâlindedir: Biri Avrupa’nın ulûm, fünûn, sanayi açısından (en azından maddi terakki itibariyle) Müslümanları geri bıraktığı; ikincisi de Avrupa’nın bizim için yeterli ve doğru ölçü olamayacağı hatta bize karşı olduğudur.
Aradan geçen yarım asrı aşkın zamandan sonra, şurası artık net: Arap-İsrail Savaşları serisinin üçüncü halkası Yom Kipur Savaşı (1973), Mısır tarafından İsrail’le barış anlaşması için koz olarak tasarlandı ve sahneye kondu. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat, ülkesini “Sovyet kampı”ndan “Amerikan kampı”na taşımak istiyordu. İsrail’le barış, bu yolda muhakkak açması gereken bir kilitti. Ancak ne zaman Washington’da nabız yoklasa veya Tel Aviv’e ulak yollasa, “ordusu tamamen yok edilmiş” bir ülkenin ciddiye alınmadığını görüyordu. Altı Gün Savaşı (1967) gerçekten de Mısır için tam bir felâket olmuş, savaş uçakları daha pistlerinden havalanmaya bile fırsat bulamadan İsrail tarafından vurulmuş ve stratejik Sina Yarımadası işgal...
Bilecik’in Söğüt ilçesindeki İsa Sofi Türbesi, restorasyon sırasında sıva altından gün yüzüne çıkarılan sıra dışı bezemeleriyle Türk kültür ve sanat tarihinin en dikkat çekici yapılarından biri. Hayat ağacından gemilere, güneş ve iskelet tasvirlerinden İslâmî unsurlara uzanan zengin sembol dünyası, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan kültürel hafızanın izlerini taşıyor. Radyokarbon analizleri, bezemelerin türbenin inşa edildiği düşünülen dönemden yüzyıllar sonra yapıldığını gösterirken, duvarlarda saklı bu esrarengiz dünyanın kimler tarafından ve hangi düşünceyle oluşturulduğu sorusu hâlâ araştırılmayı bekliyor.
İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin ve akabinde İngiliz sömürge idaresinin Hint Alt Kıtası’nda tahakküm kurduğu 19. yüzyıldan itibaren pek çok Müslüman devlet adamı gibi Gazneli Mahmûd da sömürgeci tarihyazımının başlıca hedeflerinden biri hâline geldi. Sultan Mahmûd kan döken, tapınak yıkan ve zenginlikleri talan eden barbar bir yağmacı olarak resmedildi. Bu söylemin amacı, bir taraftan Hindular ile Müslümanlar arasında tarihî bir husumet icat ederken, bir taraftan da İngiliz sömürge düzenini Hinduları, “Müslüman barbarlığı”ndan kurtaran kahramana dönüştürmekti.
Neyin âhından kudümün vuruşlarına, Itrî’nin naatından dört selâma uzanan Mevlevî âyini, musikiyi semâ ve zikirle buluşturan köklü bir irfan geleneğidir. Asırlar içinde belli bir adap ve erkâna kavuşan bu gelenekte her nağme, her hareket ve her söz ayrı bir mâna taşır. Mevlânâ’dan Sultan Veled’e, Itrî’den Dede Efendi’ye uzanan bu eşsiz miras, aşkın edeple, musikinin duayla buluştuğu bir medeniyetin sesini günümüze taşımaya devam ediyor.
Tarihî bir vakıa olarak, hadisenin örgüsü kısa ve nettir: Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, 1176 baharında Fransız, Alman, Sırp, Gürcü ve diğer milletlerden oluşan büyük bir orduyla Anadolu’ya geçmişti. Niyeti “Selçuklu tehdidi”ni artık tamamen ortadan kaldırmaktı. Bugünkü Balıkesir-Manisa tarikiyle Denizli’ye kadar inen müttefik Bizans ordusu, Miryokefalon Kalesi civarına konuşlandı. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın barış tekliflerini defalarca reddeden İmparator Manuel, galibiyete kesin biçimde inandığı için çatışmakta kararlıydı. 17 Eylül günü gerçekleşen savaş, Selçuklu Türklerinin mutlak galibiyetiyle sonuçlandı. Miryokefalon Savaşı, elbette bundan ibaret değildir. İhtiva ettiği manalar ve tarihî akış içindeki yeri bağlamında “İkinci Malazgirt” denmeyi hak eden bir zaferdir. Anadolu’nun bir...
Bayburt’un kadim su kültürünün asırlık şahitlerinden Bent Hamamı, Akkoyunlu mirasını günümüze taşıyan kıymetli yapılardan… Ferahşad Bey’in hayır anlayışının bir yadigârı olarak Çoruh’un yanı başında yükselen hamam, asırlar boyunca yalnızca temizlenme mekânı değil, şehrin sosyal hayatına ve hafızasına da ev sahipliği yaptı. Ne var ki nice kuşağın hatırasını taşıyan bu tarihî yapı bugün bakımsızlık, ilgisizlik ve defineci tahribatının gölgesinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Çoruh akmaya devam ederken Bent Hamamı kendisine uzanacak bir eli ve yeniden hayat bulacağı günü bekliyor.
