Bizden Size

Tarihî bir vakıa olarak, hadisenin örgüsü kısa ve nettir: Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, 1176 baharında Fransız, Alman, Sırp, Gürcü ve diğer milletlerden oluşan büyük bir orduyla Anadolu’ya geçmişti. Niyeti “Selçuklu tehdidi”ni artık tamamen ortadan kaldırmaktı. Bugünkü Balıkesir-Manisa tarikiyle Denizli’ye kadar inen müttefik Bizans ordusu, Miryokefalon Kalesi civarına konuşlandı. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın barış tekliflerini defalarca reddeden İmparator Manuel, galibiyete kesin biçimde inandığı için çatışmakta kararlıydı. 17 Eylül günü gerçekleşen savaş, Selçuklu Türklerinin mutlak galibiyetiyle sonuçlandı. Miryokefalon Savaşı, elbette bundan ibaret değildir. İhtiva ettiği manalar ve tarihî akış içindeki yeri bağlamında “İkinci Malazgirt” denmeyi hak eden bir zaferdir. Anadolu’nun bir...

Nisyanın Eşiğinde Bir Eser: Bent Hamamı

Bayburt’un kadim su kültürünün asırlık şahitlerinden Bent Hamamı, Akkoyunlu mirasını günümüze taşıyan kıymetli yapılardan… Ferahşad Bey’in hayır anlayışının bir yadigârı olarak Çoruh’un yanı başında yükselen hamam, asırlar boyunca yalnızca temizlenme mekânı değil, şehrin sosyal hayatına ve hafızasına da ev sahipliği yaptı. Ne var ki nice kuşağın hatırasını taşıyan bu tarihî yapı bugün bakımsızlık, ilgisizlik ve defineci tahribatının gölgesinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Çoruh akmaya devam ederken Bent Hamamı kendisine uzanacak bir eli ve yeniden hayat bulacağı günü bekliyor.

Muhammed b. Kāsım es-Sekafî

Henüz 20’li yaşlarının başında Emevî ordusunun en dikkat çekici kumandanlarından biri hâline gelen Muhammed b. Kāsım es-Sekafî, Sind seferiyle Hint Allt Kıtası’nda İslâm tarihinin yeni bir safhasını başlattı. Askerî başarılarını idarî düzenlemeler, iskân ve eğitim faaliyetleriyle pekiştirerek bölgede kalıcı bir Müslüman varlığının temellerini attı. Genç yaşta hayatını kaybetmesine rağmen bilhassa Pakistan tarih anlatısında kahraman bir fatih olarak hatırlanan Muhammed b. Kāsım, sömürge dönemi Oryantalist tarih yazımında ise dinî ve kültürel yıkımla özdeşleştirilen bambaşka bir figür olarak tasvir edilmiştir. Bu tezat anlatılar, Sind fatihinin mirasının asırlar sonra dahi nasıl bir tarih ve kimlik mücadelesinin konusu hâline geldiğini gözler önüne seriyor.

Ahmed Midhat’ın “Nâmahrem” Bir Kadın Yazara Mektupları

Ahmed Midhat Efendi’nin vazife edindiği istisnai işlerden biri de o dönemde yeni ortaya çıkmaya başlayan Müslüman kadın yazarlara, edebiyatçılara hâmilik ve rehberlik etmesidir. Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım da o isimlerdendir. Ahmed Midhat Efendi’nin ilk kadın romancımız Fatma Aliye Hanım’a yazdığı ve birçok bakımdan ehemmiyetli mektuplar, Sultan Abdülhamid idaresinin dinî, edebî, fikrî ve sosyokültürel, sosyopolitik birçok meselesini irtibatlarıyla önümüze getirmesi bakımından kıymetli bir külliyat. Mektuplar ayrıca iki öncü müellifin hâl tercümelerine, eserlerinin teşekkülüne ve fikir dünyalarına dair ihtiva ettikleri malumat ve anekdotlar açısından da önemli bilgiler içeriyor.

Bizden Size

“Rabbimiz bize sulh ve sükûnet nasip etsin! Fakat büyük devletler, geniş teşkilâtlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa, Japonların (Meiji devriminin başlangıcından beri) o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.” Koskoca imparatorluğun dağılmaması için içeride ve dışarıda çok sayıda dengeyi aynı anda gözetmek durumunda kalan Sultan II. Abdülhamid, nasıl bir zorlukla karşı karşıya bulunduklarını işte bu sözlerle anlatmıştı. Bilhassa “sırtlanların geçiş yerine çadır kurmuş olmak” teşbihi, meselenin bamteliydi....

Mostar’ın İlim Meşalesi: Şeyh Yuyo

Mostar’ın ilmî veçhesine yön veren Şeyh Yuyo, İstanbul’da aldığı tahsille memleketine dönmüş; müderrisliği, eserleri ve kurduğu kütüphanesiyle Boşnak kültüründe silinmez bir iz bırakmıştı. Kabri bugün Sarıca Camii haziresinde ziyaretçilerini ağırlayan bu zat, evlâdı olmasa da eserleriyle asırlardır neslini sürdürmektedir…

Yanlış bilinenlerin gölgesinde gamzede bir bestekâr: Tatiyos Efendi

Gamzedeyim Deva Bulmam” denildiğinde akla ilk gelen isim çoğu zaman Barış Manço olsa da, bu unutulmaz eserin ardında Osmanlı musikisinin en büyük bestekârlarından Tatiyos Enkserciyan vardır. İmparatorluğun musiki zevkini şekillendiren bu büyük sanatkâr hak ettiği değeri göremediği gibi kendisi ve eserleri hakkında gerçek olmayan hikâyeler üretilmiş ve bunlar zamanın hükümranığına mağlup düşerek doğru kabul edilmiştir. Şarkıya ve bestekârına dair oluşan yanlış bilgileri tarihî kaynaklar ışığında sorgularken, Tatiyos Efendi’nin sanatını, melankoliyle örülü hayatını ve Osmanlı musikisine bıraktığı köklü mirası yeniden hatırlıyoruz.

Sultan II.Abdülhamid Çağının Adamıydı

Yakın tarihin sert ideolojik çekişmelerinde eski-yeni zıtlığının övgü veya yergi malzemesine dönüştürülen Sultan II. Abdülhamid’in saltanatı, Avrupa’da ikinci dalga sanayileşmenin, dünyada ise yeni emperyalizmin hüküm sürdüğü bir çağa denk gelmişti. Bu çalkantılı devrin diplomatik usulleri de bir hayli hoyrat ve militaristti. Dünyada neredeyse bağımsız Müslüman ve Türk devletinin kalmadığı çalkantılı bir zamanda Sultan Abdülhamid’in işi hiç kolay değildi. Bu yüzden dış ilişkilerde dogmatizmden uzak ve esnek bir yaklaşım, iç yönetimde ise muhtemel parçalanmayı önleyecek merkeziyetçi bir yönetim anlayışını benimsemiştir.

Bizden Size

Her medeniyet, kendi insan tipini vücuda getirir. Altı asra yaklaşan ömrüyle Osmanlı İmparatorluğu da kendi dünya görüşüne ve hayat prensiplerine uygun insan tipini oluşturmuştur. Ve hiç şüphesiz, Osmanlı insanının hayatın her alanında sergilediği temel yaklaşımların en net biçimde billurlaştığı yer de Payitaht, Âsitâne, Dersaâdet İstanbul olmuştur. Kıymetli okurlarımız, birçok siyasî, sosyal veya fikrî konu varken “Osmanlı’da eğlence kültürü” temalı bir dosyayla karşılarına çıkmış olmamızı garipseyebilir. Oysa “Osmanlı insanı nasıl eğlenirdi?” veya “Payitahtta yaz mevsimleri nasıl geçerdi?” sorularını cevaplamaya giriştiğinizde, karşınıza Osmanlı insanının dünya görüşünü, hassasiyet ve önceliklerini bütün çıplaklığıyla gösteren, çok renkli ve katmanlı sahneler çıkar. Hatta kendinizi birden modern...

Aşkın Ateşinde Bestelenen Ömür, Şiire Bürünmüş Bir İntizar

Türk musikisinin büyük bestekârlarından Yesâri Âsım Arsoy’un hayatı, yalnızca unutulmaz eserlerin değil, yarım asrı aşan bir aşkın da hikâyesidir. Rumeli’den Anadolu’ya uzanan göçlerle şekillenen hayatında musikiye, şiire ve aşka tutunan Arsoy; Suzan Hanım’a duyduğu derin sevdayı bestelerinde ölümsüzleştirmiştir. “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır” gibi klasikleşen eserlerin ardında, sabırla beklenen ve yıllarca sadakatle yaşatılan emsalsiz bir aşk yatmaktadır.