Bizden Size

“Rabbimiz bize sulh ve sükûnet nasip etsin! Fakat büyük devletler, geniş teşkilâtlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa, Japonların (Meiji devriminin başlangıcından beri) o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.” Koskoca imparatorluğun dağılmaması için içeride ve dışarıda çok sayıda dengeyi aynı anda gözetmek durumunda kalan Sultan II. Abdülhamid, nasıl bir zorlukla karşı karşıya bulunduklarını işte bu sözlerle anlatmıştı. Bilhassa “sırtlanların geçiş yerine çadır kurmuş olmak” teşbihi, meselenin bamteliydi....

Mostar’ın İlim Meşalesi: Şeyh Yuyo

Mostar’ın ilmî veçhesine yön veren Şeyh Yuyo, İstanbul’da aldığı tahsille memleketine dönmüş; müderrisliği, eserleri ve kurduğu kütüphanesiyle Boşnak kültüründe silinmez bir iz bırakmıştı. Kabri bugün Sarıca Camii haziresinde ziyaretçilerini ağırlayan bu zat, evlâdı olmasa da eserleriyle asırlardır neslini sürdürmektedir…

Yanlış bilinenlerin gölgesinde gamzede bir bestekâr: Tatiyos Efendi

Gamzedeyim Deva Bulmam” denildiğinde akla ilk gelen isim çoğu zaman Barış Manço olsa da, bu unutulmaz eserin ardında Osmanlı musikisinin en büyük bestekârlarından Tatiyos Enkserciyan vardır. İmparatorluğun musiki zevkini şekillendiren bu büyük sanatkâr hak ettiği değeri göremediği gibi kendisi ve eserleri hakkında gerçek olmayan hikâyeler üretilmiş ve bunlar zamanın hükümranığına mağlup düşerek doğru kabul edilmiştir. Şarkıya ve bestekârına dair oluşan yanlış bilgileri tarihî kaynaklar ışığında sorgularken, Tatiyos Efendi’nin sanatını, melankoliyle örülü hayatını ve Osmanlı musikisine bıraktığı köklü mirası yeniden hatırlıyoruz.

Sultan II.Abdülhamid Çağının Adamıydı

Yakın tarihin sert ideolojik çekişmelerinde eski-yeni zıtlığının övgü veya yergi malzemesine dönüştürülen Sultan II. Abdülhamid’in saltanatı, Avrupa’da ikinci dalga sanayileşmenin, dünyada ise yeni emperyalizmin hüküm sürdüğü bir çağa denk gelmişti. Bu çalkantılı devrin diplomatik usulleri de bir hayli hoyrat ve militaristti. Dünyada neredeyse bağımsız Müslüman ve Türk devletinin kalmadığı çalkantılı bir zamanda Sultan Abdülhamid’in işi hiç kolay değildi. Bu yüzden dış ilişkilerde dogmatizmden uzak ve esnek bir yaklaşım, iç yönetimde ise muhtemel parçalanmayı önleyecek merkeziyetçi bir yönetim anlayışını benimsemiştir.

Bizden Size

Her medeniyet, kendi insan tipini vücuda getirir. Altı asra yaklaşan ömrüyle Osmanlı İmparatorluğu da kendi dünya görüşüne ve hayat prensiplerine uygun insan tipini oluşturmuştur. Ve hiç şüphesiz, Osmanlı insanının hayatın her alanında sergilediği temel yaklaşımların en net biçimde billurlaştığı yer de Payitaht, Âsitâne, Dersaâdet İstanbul olmuştur. Kıymetli okurlarımız, birçok siyasî, sosyal veya fikrî konu varken “Osmanlı’da eğlence kültürü” temalı bir dosyayla karşılarına çıkmış olmamızı garipseyebilir. Oysa “Osmanlı insanı nasıl eğlenirdi?” veya “Payitahtta yaz mevsimleri nasıl geçerdi?” sorularını cevaplamaya giriştiğinizde, karşınıza Osmanlı insanının dünya görüşünü, hassasiyet ve önceliklerini bütün çıplaklığıyla gösteren, çok renkli ve katmanlı sahneler çıkar. Hatta kendinizi birden modern...

Aşkın Ateşinde Bestelenen Ömür, Şiire Bürünmüş Bir İntizar

Türk musikisinin büyük bestekârlarından Yesâri Âsım Arsoy’un hayatı, yalnızca unutulmaz eserlerin değil, yarım asrı aşan bir aşkın da hikâyesidir. Rumeli’den Anadolu’ya uzanan göçlerle şekillenen hayatında musikiye, şiire ve aşka tutunan Arsoy; Suzan Hanım’a duyduğu derin sevdayı bestelerinde ölümsüzleştirmiştir. “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır” gibi klasikleşen eserlerin ardında, sabırla beklenen ve yıllarca sadakatle yaşatılan emsalsiz bir aşk yatmaktadır.

1857 Ayaklanması Sonrasında Sömürge Yönetiminin Yeni Yol Haritası

Hindistan tarihine dair her konunun yolu mutlaka 1857 Hint Ayaklanması’yla kesişir. Zira bölgenin siyasî, ekonomik, toplumsal, dinî ve kültürel tarihini konu alan araştırmaların kahir ekseriyetinde bu hadise, sonraki gelişmelerin anlaşılmasını sağlayan bir kırılma noktası hükmündedir. Peki, Hindistan’ı sömürgeleştiren İngilizler bu ayaklanmayı nasıl değerlendirdiler? Kendilerince ne dersler çıkardılar, tekrarlanmaması için ne tür tedbirler aldılar? Bu tedbirler başta Müslümanlar olmak üzere bölge halklarını hangi yönde etkiledi?

Renklerin Dile Geldiği Ülke: Fas

Fas; kızıl şehirleri, labirenti andıran medinaları, okyanus kıyısındaki modern kentleri ve asırlık kültürel mirasıyla ziyaretçilerini zamanın ötesine taşıyan büyüleyici bir coğrafya. Merâkeş’in renkli meydanlarından Fes’in tarih kokan sokaklarına, Rabat’ın zarafetinden Kazablanka’nın modern siluetine uzanan bu yolculuk, her adımda farklı bir hikâye sunuyor. Baharat kokuları, çini süslemeleri ve Mağrib mimarisinin emsalsiz örnekleri arasında dolaşırken Fas’ın yalnızca bir ülke değil, başlı başına bir duygu ve keşif tecrübesi olduğu anlaşılıyor. Renklerin, seslerin ve hatıraların iç içe geçtiği bu topraklardan hafızaya süzülenler…  

Bizden Size

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından sadece ortaya irili-ufaklı bir sürü yeni devlet çıkmadı; aynı zamanda Balkanlardan Asya’ya, pek çok halk da yetim kaldı. Osmanlı, üstlerindeki bir himaye kalkanı, bela sağanağına karşı paratoner, şefkatli bir ana kucağı ve kudretli bir babaydı. Coğrafyamıza üşüşen sırtlanlar, Osmanlı düzenini tamamen ortadan kaldırmak ve asırlar süren huzuru berhava etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bu çerçevede, Ortadoğu coğrafyasında Irak adlı yeni ve suni bir devletin kuruluşu, çarpık neticeleri bugün hâlâ yaşanan nice problemin doğuşuna zemin hazırladı. Sünnîlerin, Şiîlerin, Arapların, Türkmenlerin, Kürtlerin ve diğer dinî ve etnik azınlıkların, hiçbir ortak payda ve değer olmaksızın, birlikte yaşamaya...

Kaymakam Sait Bey Çeşmesi

Bir cihan devletinin doğduğu kadim bir coğrafya olan Bilecik’in kalbinde yer alan Söğüt’te yükselen Kaymakam Sait Bey Çeşmesi, yalnızca bir su yapısı değil; geçmişin estetik zevkini ve dönemin ruhunu bugüne taşıyan zarif bir hafıza unsurudur. Neo-klasik üslubu, çini bezemeleri ve kitabeleriyle hem mimari hem manevi bir derinlik sunar. Söğüt ise bu eserle birlikte, Osmanlı’nın kuruluş hatırasını günümüze taşıyan canlı bir tarih sahnesi olmayı sürdürür.