1400 Sene Önce Uhud’da Ne Yaşandı?

23 Mart 625’te Medine yakınlarındaki Uhud Dağı’nda Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler arasında yapılan savaşta Hz. Muhammed’in (sas) talimatına rağmen okçuların mevzilerini vaktinden önce terk etmeleri üzerine Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar. Hz. Hamza (ra) ile birlikte 70 sahâbenin şehit olduğu, Peygamber Efendimizin ciddi şekilde yaralandığı savaşın seyrini, 14 asrın ardından birlikte hatırlayalım.

Bizden Size

Uhud Savaşı, Hz. Peygamber’in ﷺ hayatındaki en zor hadiselerden biriydi hiç şüphesiz. Müşrik ordusunun sayıca çokluğu, Müslümanların yaşadığı sarsıntılar, verilen acı kayıplar… Sadece Hz. Hamza’nın şehadeti bile, başlı başına büyük bir elem kaynağıydı Hz. Peygamber ﷺ ve ashabı için. Aradan geçen onca zamanına rağmen, bugün hâlâ Müslümanların maşerî hafızasında Uhud bambaşka bir yerde durur. Uhud Savaşı’nı unutulmaz ve sıra dışı kılan, sadece yaşanan sıkıntılar değildir. İlgili Kur’ân ayetlerinde de öne çıkarıldığı üzere, Uhud, Hz. Peygamber’le ﷺ önderlik ettiği Müslüman cemaat arasında bir güven sınavına da dönüşmüştür. Savaşın hazırlıkları sırasında Mescid-i Nebevî’de gerçekleştirilen istişare toplantısında Hz. Peygamber’in ﷺ “Savunma savaşı yapalım,...

Süheyl Ünver Arşivleri

Süheyl Ünver’in birkaç insanın ömrüne, hatta mütevazı bir kurumun tarihine sığmayacak hacimdeki fevkalâde kıymetli arşivleri bugün hepsi devlet kurumu olan beş ayrı müessesenin çatısı altındadır ve üzerinde çalışılmayı beklemektedir. Öncelikle bu malzemenin ince tasniflerinin ve mufassal kataloglama teknikleri kullanılarak tavsiflerinin yapılması gerekmektedir. İkinci adımda Süheyl Hoca’nın arşivi birçok kuruma dağılmış çok geniş ve çok çeşitli bir arşiv olması dolayısıyla bunlar arasında ilişkilendirme çalışmalarına kuvvetle ihtiyaç vardır. Üçüncü adım ise bunları nitelikli yayınlarla taçlandırmak olacaktır.

Bizden Size

Afrika dendiğinde, bugün herkesin aklına bu büyük kıtanın başka bir hususiyeti gelebilir. Ancak Müslümanların maşerî hafızasında, Afrika, İslâm’ın ilk yıllarında Mekke’deki mazlum mü’minlerin sığınağı olarak yer etmiştir. Hz. Peygamber’in ﷺ “Orada kimseye zulmetmeyen bir hükümdar var” yönlendirmesiyle Habeşistan’a hicret eden sahabîler, gerçekten de orada kendilerine sıcak bir kucak ve cömert bir vatan bulmuşlardı. Öyle ki Habeşistan hükümdarı Necâşî Ashame 630 yılında vefat ettiğinde, Hz. Peygamber ﷺ “Bugün sâlih bir kardeşiniz vefat etti, kalkın, onun namazını kılın” diyerek kendisinin gıyabî cenaze namazını kıldırmıştı. Habeşistan (bugünkü adıyla Etiyopya) ve içinde yer aldığı bereketli bölge (bugünkü adıyla Afrika Boynuzu), modern zamanlarda ne yazık...

103 yıl önce Halep Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden gelen bir mektup

1919’un son aylarında İngilizlerin Suriye raporlarında, Halep vilayetindeki Müslüman nüfusun çoğunun ve Şam vilayetindeki Müslüman nüfusun bir kısmının Türk yanlısı olduğu bildiriliyordu. Suriye’deki Fransız işgali üzerine Arap milliyetçileri arasında kendi bağımsızlıklarına destek için Türklere müracaat edilmesi gerektiği görüşü ortaya çıktı. Anadolu’daki Kuvayı Milliyecilerle Suriyeliler arasındaki temas kuruldu ve ortak hareket etme faaliyeti başladı. Halep Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 1922 tarihli mektubunda ise halkın Türkiye’ye bağlanmak ve Türkiye’nin hizmetinde kalmak istediği belirtiliyordu.

Tekpartili Yıllarda Dinî-Tasavvufî Düşünce Açısından Mühim Bir Kitap

Rahmetli Samiha Ayverdi’nin birinci baskısı 2005 yılında yapılan Mülakatlar kitabı dinî ve tasavvufî düşünceye, “yasaklı” tarikatlar dünyasına, 40’lı yılların Türkiyesi’ndeki açıktan dile getiril/e/meyen fikirlerin iç akışkanlığına ve ifade edilme-aktarılma biçimlerine, nihayet pozitivist ve maddî bir kültürel ortamda ispritizma yahut misyonerlikle iltisaklı “dinî-mânevî” sapma temayüllerine dair çok kıymetli sorgulama malzemesi ihtiva ediyor.

Nobelli Daron Acemoğlu Osmanlı’ya Nereden Bakıyor?

Nobel ödülüne layık görülen üçüncü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Daron Acemoğlu’nun bu ödülü almasına vesile olan kitabı Ulusların Düşüşü ufuk açıcı bir çalışma. Ancak Osmanlı’dan bahsedilen bölümlere gelindiğinde kitap, artık şehir efsanesine dönüşen ve sahanın uzmanları tarafından defalarca çürütülen oryantalist tezlere müracaat etmesi bakımından hayal kırıklığına yol açıyor. İster istemez akademisyenlerimizin, aydınlarımızın ve sanatçılarımızın aidiyet

Bizden Size

Tarihte Bilâdüşşâm mıntıkası, Anadolu’nun bir kısmıyla beraber Filistin’i, Suriye’yi, Lübnan’ı, Ürdün’ü, hatta Irak ve Mısır’ın bir kısmını içine alan geniş bir coğrafyanın adıydı. Ulus devletler çağında önce coğrafyamız bölünüp parçalandı, ardından hafızalarımızın bütünlüğü ortadan kalktı. Mesela bugün Suriye dediğimizde, nasıl bir derinlikten söz etmekte olduğumuzun farkına bile varmayız. Dahası, “Suriye” veya “Suriyeli” kelimelerinin bize çağrıştırdığı şeyler genellikle iç siyasetin polemiklerine bulanmış olumsuz imajlardan ibarettir. Oysa Suriye, öyle geçiştirilecek veya görmezden gelinebilecek bir belde değildir. Hele de Suriye’nin kalbini teşkil eden Şâm-ı Şerîf, bir Müslümanın gönül ve zihin dünyasında sayısız referanslarla işaretlenmiş bir merkezdir.   Derin Tarih olarak, Suriye’de yaşanan güncel...

Nisyana Terkedilen Cevdet Paşa’yı Kim, Niçin Hatırlattı?

İttihat ve Terakki’nin Sultan Abdülhamid idaresini sonlandırıp iktidarı ele geçirmesiyle birlikte Tanzimat’ın “büyük” icracı paşalarından ve müelliflerinden olan Ahmed Cevdet Paşa da nisyana terkedildi. Cumhuriyet devrinde de devam eden Cevdet Paşa üzerindeki bu kalın nisyan perdelerinin aralanması için 1939 yılında Hasan Âli Yücel’in Millî Eğitim Bakanlığına gelmesini beklemek gerekecektir. Onun bakanlık süreci (1939-1946) Cevdet Paşa çalışmaları açısından bir yeniden diriliş dönemidir, dense yeridir. Şahsi faktörlerin yanında bu değişimin anlaşılabilmesi için konjonktürel şartlara ve mücavir alanlara da bakmak gerekir.